tolkien'in türk düşmanlığına dair bir yazı çıkmış geçen bir ulusal gazetemizde... ona istinaden:
nedir kardeşim bu dünyanın hali anlamıyorum ha?? ne diye bunca enerji lüzumsuz etrafa saçılıyor? hiçbir şeyin bereketi yok, herkesin aklı avare, iklimler kadar insanlar da denyo. tek tek ve bir bütün olarak evrensel duruşumuzda bir sorun var, tekeri döndüren formülü bozduk galiba. farkındalık konusunda sıçtık. felek yalpa vuruyor. evren ossurdu. korkuyorum anne.
tolkien türk düşmanıymış, uruk hailer yörüklermiş, mordor anadoluymuş, sauron da sultanın ta kendisi, minas tirith de konstantinopolis kuşatmasıymış filan... bak seeen...
herifçioğlu, tolkien derler zatı muhterem, nur içinde yatsın, kafasının içinde yepyeni bir evren yaratmış, dünyalar yazmış, çağlar kurgulamış, dil üretmiş yarat(t)ıklarını birbirine bağlamak için, hem de kulağa da dudağa da batmayan bir dil... onlarca yıl uğraşmış, didinmiş... üretmiş. [üretmek ne demek lan? yapmak, bir şey yapabilmek, iyi ve beğenilen bir şey yapabilmek... biraz düşün bu cümlelerin üzerinde..] sen "tolkien benim atama küfrediyooooo!!!" diye zırılda daha, kendin pişir kendin ye, senin gibiler anlar, dinler, seni pohpohlarlar da, daha da palazlanır daha da atarsın, "shakespeare de mevlana'dan çaldı zaten, romeo ve juliet'i öyle kotardı, aslıyla keremden leylayla mecnundan ötesi mi var aşkın!!!" dersin, dersin sen dersin... de bakalım. nereye kadar? insanın accık kafayı çalıştırması lazım yahu... doğada sıçıp üstünü örttüğümüz taştan bir farkımız olsun değil mi? hangi eser herhangi başka bir eserden az çok esinlenmemiş, hangi çağ içine düşmüş olan ben-i ademi az çok sağa sola çekip çevirmemiş, hangi kelebek kanat çırpmış da kanada yakın duran hava zerreciği, atomu, tozu, molekülü ötelememiştir ki? çok mu uzattım? delirtmen beni, hiçbir insan evladı yüzde yüz objektif bir şey üretemez, zaten herhangi bir"şey"in objektif olmaması onu özellikle o "şey" yapar. altında da o yüzden tolkien yazar da benim adım yazmaz mesela, shakespeare yazar da efenim şu popüler yazarlarımızdan birinin adı yazmaz işte. bu biiiiiirrr.
daha "...." (önemli, ciddi... vs herhangi bir sıfat konabilir buraya istediğinizi koyun..) konular yok mu? şöyle dişe dokunur. mesela her gün ırakta onlarca yüzlerce adam ölüyor hala, guantanamo diye dudak uçuklatan bir gerçek (ki bambaşka bir gerçeklik boyutuna alır götürür orda bırakır insanı sanırım...) var şu küresel köyümüzde, kendini köyün korucusu ilan eden bush olacak dallama delirdi, kafasına göre ağaç yakıp alan açıyor kendine, kıçını ıraklı bebelerin kundak bezleriyle siliyor handiyse diyelim... uyan... bu ikiiiiiiii.
memleketin dört bir köşesinde türlü türlü dalavere. bankasında ayrı okulunda ayrı elektrik idaresinde iskisinde igdaşında ayrı soygun olup bitiyor. senin türkçe sandığın dili tdk diye bir kurumda yan gelip yatan ve arada bi "bindirim, bindirişim, bindirişli...vs" gibi (ki bu aslında en münasip olanlarından biri, aklıma gelmedi diğer ucube kelimelerden şimdi) kelimeleri artık nereleriyle uyduruyorlarsa ortaya salan üç beş memur üretiyor. türkçe diye bir dil kalmadı artık, bağdat caddesinde shopping'e gidiyor insanlar ne hikmetse... boyfriend'iyle night clublarda takılıyor boyalı haspam...
haa yayınevleri camiasında da oohhooooooo öyle bir kitap basılıyor ki, adam kitap yazmıyor, hani nasıl her gün yemek yiyor, uyuyor, içiyor, sıçıyor ya, aynı öyle oturuyor mesela bir buçuk ayda kitabı sıçıyor afedersin, yayınevi de basıyor bunu... nie? çünkü biliyor ki bu memleketin muhabirleri, "aydınları" tolkien'le uğraşacaklar, orhan pamuk'un aldığı nobel ödülünü dillerine dolayıp tartışıp duracaklar, onların kitapları da arada kaynayıp gidecektir, iki bin üç bin neyse işte kısa günün karı diyip sakal edecekler, çevirecekler tekeri... iyi uykular diyorum sayın ilgililerime buradan ben.
sen daha iyi incele bakalım daha ne demiş olabilir aceba tolkien, hobbitköy'deki taşların, gondor'daki harabelerin üstünü örten üzerlik otunu da bizim çatalhöyük'ten çalıp götürmüşlerdir belki de mi? sen iyi bak iyice bak.. bu üççççç.
aç televizyonunu şimdi. kaç tane kanalın var senin? kırk mı? hımm herhangi bir saatte herhangi bir kanalda yayınlanmakta olan bir dizinin muadili kaç tane dizi var bu memlekette ve bunun altında ne gibi çarklar dönüyor? hiç düşündün mü? yılın herhangi bir gününde istanbulun en az otuz yerinde dizi çekiliyor artık, oranın trafiği kilit, insanı sakini sefil, ne idüğü belirsiz yüz tane adam kraldan kralcı, ışıkçısı, kamerası, makarası, elektriği, oyuncusu (sahi ne çok ünlü var artık değil mi?), yönetmeni, senaryosu, çaycısı, yemekçisi, muhasebecisi, film şirketi, kostümü.... amaaaaaan sayamayacağım şimdi... kim yiyor bu pişen yemeği? aynı öğüne önüne beş çeşit fasülye (mesela kavurması, tazesi, kurusu, pastırmalısı, sucuklusu, etlisi, diblesi...vs.) yemeği getirdi mi hiç senin annen?? getirmez değil mi? anneler bilir çünkü.. bu kaç oldu bilmiyom artık sen sayy.. okan bayülgen artık konukları sekizer onar çıkarıyor konuşturmuyormuş.. itin götüne sokar çıkarırlar işte böyle adamı. sen bak daha baaaakkk. şaşı bak da şaşır. anca gidersin.
bir sürü densiz var dünya üzerinde, anbean karşılaştığımız, otobüste, okulda, kantinde, yolda izde... bir sürü insan var, daha insan olduğunu anlamamış olan. katışıksız duygu ve anlayış pırıltılarını yakalamak için ışıl ışıl gözlerle ta içine bakıyorum karşımdakinin; gözlerimle selamlıyorum gözlerini.
ama algı, göz, görgü, kulak, dil, dünya, bilinç evreni, düşünce... vs. ince, hassas mevzular bunlar... yani diyorum insan olmak hassas bir konu. insan olmayana bulaşmamak lazım. bulaştırman beni. iyi ki gazete okumuyor, televizyon seyretmiyorum. çok şükür ki sonunda ölüp katılacağım da doğaya, bitecek bu densiz işkence.
nedir kardeşim bu dünyanın hali anlamıyorum ha?? ne diye bunca enerji lüzumsuz etrafa saçılıyor? hiçbir şeyin bereketi yok, herkesin aklı avare, iklimler kadar insanlar da denyo. tek tek ve bir bütün olarak evrensel duruşumuzda bir sorun var, tekeri döndüren formülü bozduk galiba. farkındalık konusunda sıçtık. felek yalpa vuruyor. evren ossurdu. korkuyorum anne.
tolkien türk düşmanıymış, uruk hailer yörüklermiş, mordor anadoluymuş, sauron da sultanın ta kendisi, minas tirith de konstantinopolis kuşatmasıymış filan... bak seeen...
herifçioğlu, tolkien derler zatı muhterem, nur içinde yatsın, kafasının içinde yepyeni bir evren yaratmış, dünyalar yazmış, çağlar kurgulamış, dil üretmiş yarat(t)ıklarını birbirine bağlamak için, hem de kulağa da dudağa da batmayan bir dil... onlarca yıl uğraşmış, didinmiş... üretmiş. [üretmek ne demek lan? yapmak, bir şey yapabilmek, iyi ve beğenilen bir şey yapabilmek... biraz düşün bu cümlelerin üzerinde..] sen "tolkien benim atama küfrediyooooo!!!" diye zırılda daha, kendin pişir kendin ye, senin gibiler anlar, dinler, seni pohpohlarlar da, daha da palazlanır daha da atarsın, "shakespeare de mevlana'dan çaldı zaten, romeo ve juliet'i öyle kotardı, aslıyla keremden leylayla mecnundan ötesi mi var aşkın!!!" dersin, dersin sen dersin... de bakalım. nereye kadar? insanın accık kafayı çalıştırması lazım yahu... doğada sıçıp üstünü örttüğümüz taştan bir farkımız olsun değil mi? hangi eser herhangi başka bir eserden az çok esinlenmemiş, hangi çağ içine düşmüş olan ben-i ademi az çok sağa sola çekip çevirmemiş, hangi kelebek kanat çırpmış da kanada yakın duran hava zerreciği, atomu, tozu, molekülü ötelememiştir ki? çok mu uzattım? delirtmen beni, hiçbir insan evladı yüzde yüz objektif bir şey üretemez, zaten herhangi bir"şey"in objektif olmaması onu özellikle o "şey" yapar. altında da o yüzden tolkien yazar da benim adım yazmaz mesela, shakespeare yazar da efenim şu popüler yazarlarımızdan birinin adı yazmaz işte. bu biiiiiirrr.
daha "...." (önemli, ciddi... vs herhangi bir sıfat konabilir buraya istediğinizi koyun..) konular yok mu? şöyle dişe dokunur. mesela her gün ırakta onlarca yüzlerce adam ölüyor hala, guantanamo diye dudak uçuklatan bir gerçek (ki bambaşka bir gerçeklik boyutuna alır götürür orda bırakır insanı sanırım...) var şu küresel köyümüzde, kendini köyün korucusu ilan eden bush olacak dallama delirdi, kafasına göre ağaç yakıp alan açıyor kendine, kıçını ıraklı bebelerin kundak bezleriyle siliyor handiyse diyelim... uyan... bu ikiiiiiiii.
memleketin dört bir köşesinde türlü türlü dalavere. bankasında ayrı okulunda ayrı elektrik idaresinde iskisinde igdaşında ayrı soygun olup bitiyor. senin türkçe sandığın dili tdk diye bir kurumda yan gelip yatan ve arada bi "bindirim, bindirişim, bindirişli...vs" gibi (ki bu aslında en münasip olanlarından biri, aklıma gelmedi diğer ucube kelimelerden şimdi) kelimeleri artık nereleriyle uyduruyorlarsa ortaya salan üç beş memur üretiyor. türkçe diye bir dil kalmadı artık, bağdat caddesinde shopping'e gidiyor insanlar ne hikmetse... boyfriend'iyle night clublarda takılıyor boyalı haspam...
haa yayınevleri camiasında da oohhooooooo öyle bir kitap basılıyor ki, adam kitap yazmıyor, hani nasıl her gün yemek yiyor, uyuyor, içiyor, sıçıyor ya, aynı öyle oturuyor mesela bir buçuk ayda kitabı sıçıyor afedersin, yayınevi de basıyor bunu... nie? çünkü biliyor ki bu memleketin muhabirleri, "aydınları" tolkien'le uğraşacaklar, orhan pamuk'un aldığı nobel ödülünü dillerine dolayıp tartışıp duracaklar, onların kitapları da arada kaynayıp gidecektir, iki bin üç bin neyse işte kısa günün karı diyip sakal edecekler, çevirecekler tekeri... iyi uykular diyorum sayın ilgililerime buradan ben.
sen daha iyi incele bakalım daha ne demiş olabilir aceba tolkien, hobbitköy'deki taşların, gondor'daki harabelerin üstünü örten üzerlik otunu da bizim çatalhöyük'ten çalıp götürmüşlerdir belki de mi? sen iyi bak iyice bak.. bu üççççç.
aç televizyonunu şimdi. kaç tane kanalın var senin? kırk mı? hımm herhangi bir saatte herhangi bir kanalda yayınlanmakta olan bir dizinin muadili kaç tane dizi var bu memlekette ve bunun altında ne gibi çarklar dönüyor? hiç düşündün mü? yılın herhangi bir gününde istanbulun en az otuz yerinde dizi çekiliyor artık, oranın trafiği kilit, insanı sakini sefil, ne idüğü belirsiz yüz tane adam kraldan kralcı, ışıkçısı, kamerası, makarası, elektriği, oyuncusu (sahi ne çok ünlü var artık değil mi?), yönetmeni, senaryosu, çaycısı, yemekçisi, muhasebecisi, film şirketi, kostümü.... amaaaaaan sayamayacağım şimdi... kim yiyor bu pişen yemeği? aynı öğüne önüne beş çeşit fasülye (mesela kavurması, tazesi, kurusu, pastırmalısı, sucuklusu, etlisi, diblesi...vs.) yemeği getirdi mi hiç senin annen?? getirmez değil mi? anneler bilir çünkü.. bu kaç oldu bilmiyom artık sen sayy.. okan bayülgen artık konukları sekizer onar çıkarıyor konuşturmuyormuş.. itin götüne sokar çıkarırlar işte böyle adamı. sen bak daha baaaakkk. şaşı bak da şaşır. anca gidersin.
bir sürü densiz var dünya üzerinde, anbean karşılaştığımız, otobüste, okulda, kantinde, yolda izde... bir sürü insan var, daha insan olduğunu anlamamış olan. katışıksız duygu ve anlayış pırıltılarını yakalamak için ışıl ışıl gözlerle ta içine bakıyorum karşımdakinin; gözlerimle selamlıyorum gözlerini.
ama algı, göz, görgü, kulak, dil, dünya, bilinç evreni, düşünce... vs. ince, hassas mevzular bunlar... yani diyorum insan olmak hassas bir konu. insan olmayana bulaşmamak lazım. bulaştırman beni. iyi ki gazete okumuyor, televizyon seyretmiyorum. çok şükür ki sonunda ölüp katılacağım da doğaya, bitecek bu densiz işkence.