Saturday, March 29, 2008

şizofren teyzenin korku dolu öyküleri

vay dedim hemen, biz buralara gelmeyeli blogger'ın içine çevirmen kaçmış, türkçe konuşuyor çocuk artık... varsın konuşsun bakalım. ne oluyorsa sanki konuşunca. kaptırıvermiştik biz oysa ingilizceye felan, gidiyorduk öyle?
başlığı maşlığı yok kardeşim bu bloğun, ne başlığı? başlık ne?
kafamı bozuyor şu anda hep bir şeyler. nie? nie diyorum? ha nie?
nieeeeeeyyyyyyyytt!
nihahahaaayyyhahayyyyt ya da!
ve kadın baltayı eline alıp kendisine ilgi göstermeyen kocasını oracıkta paramparça eder, sobanın üstüne attığı bir ızgarada pişirdiği adamın kaba etlerini sokak hayvancıklarına yedirir. hayvanlar kış ortasında günlerdir aç bilaç gezinmekten bir deri bir kemik kalmış, dişlerini nasıl kullanacaklarını neredeyse unutmuş bir halde önlerine konulan leziz ve taptaze eti afiyetle yer, böylece kadının kocasının alışılmadık yokluğunun neticesinde açılacak soruşturmada polisin karşısına çıkabilecek herhangi her delili de ortadan kaldırmış olurlar.
aradan üç beş gün geçer, kadın sessiz evde bir eksikliğin olduğunun farkındadır ama eksikliğin neden kaynaklandığını tam olarak çıkaramaz önceleri. nedir o eksik olan? tuvalet kağıdı mı bitmiştir? yoksa pirinci tükenmiş, oysa onun pilav yapası mı gelmiştir? en son evde yeterince tereyağının olmadığına karar vererek markete gitmek için hazırlanmaya koyulur. market yolunda bir sokak kedisinin peşinden hiç ayrılmadığını fark eder, hayvan bacaklarına sürünmekte, kadının durumu anlamak için duraladığı yerlerde kedi onun bacaklarına sürtünüp etrafında gezinerek sekiz yapmaktadır.
sonunda markete varır. tereyağını alır ve evine döner..
işte böyle sayın okur. ne demişler onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetineeeee.... uyumayın
korkmayın kaçmayın durmayın yürüyün sayın okurlar, yürüyün.
ehe. bu ne yaa?