"...“Sana” diye bir şiir yazdım; aklımdan “sen” denecek hiç kimse geçmedi yine de inatla…" evrimin bloguna yazdığım bir yazıdan alıntıdır.
gene aynı şey oldu, bu yazıyı ilk yazdığımdaki duygu koca bir dağ oldu yardı dünyamı. Furuğ-i Ferruhzad okuyordum:
"Bırak kaybedeyim kendimi sende
bir daha bulamasınlar zerremi!
kavrulan ruhun ve nemli ahın essin
bir teraneden ibaret şu bedenime...
ah! bırak şu açık kapıdan
rüyaların kanatlarında uyuyarak
günlerle birlikte çıkayım yolculuğa
aşayım dünyaların sınırlarından..."
ilk iki satırın üstüne paramparça döküldüm yere. bir özlem. bir çaresizlik. bir yalnızlık. aynı. eski hikaye. durdum kendi içimde. dünya da durdu. gidemedim. yoruldum kendimden. o bir türlü "sen" olamayan senden de. aniden çok yoruldum. "sana" diye bir şiir yazmak istedim gene. "sen"de "ben" olana. "sen"de gördüğüm "ben"e. bize doğru. elim varmadı. cebi aldım elime. sonra onu da bıraktım. kollarım tutmadı. hücrelerime kadar sevilme - esrime isteğiyle yanıp tutuşuyorum işte. yalan mı diyeydim? berbat bir şey bu. bilmek fena. oysa sen inatla "dur ez inca! dur ez inca!" kendinden ne kadar uzakta durabilirsin ki? kendi olan şeyin ne olduğunu biliyorum ben "sen"de. inanmak da bir eylem sadece. aman diyorum. aman diliyorum ya da.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comment:
...kitabın ortayerinde bastırılamaz bir isyan uyanır içinde. Aslında kağıda yazdığı kelimeler değildi sadece. Melankolik bir varoluşun sessizlikte yankılanan rengiydi belki de. Birdenbire kalem dile geldi, bir günah işledi. "...lezzet dolu bir günah" Ahh nasıl da davetkardı bu meret. Bir kez tadını aldın mı, bırakamıyordun. En büyük günah İSYANdı. Söylenemiyordu öyle ulu orta, destursuzca. Bir gece vakti Tanrı'ya "ölüme bulanmış gizemli kahkaha" dedi ve ekledi tüm ağlamalarının O'na yabancı olduğunu. inadına kafir, inadına münkir, asi. İşte O'na inat şeytandı tüm günahlarının tanrısı. Ve 'buralarda'ydı.
Post a Comment